Beautiful peacock with colorful feathers. Beautiful plumage captive animal..jpg

Büyük Sır Üstadı Üçlemesi

Hervé M. Abajoli’nin ilk romanı Büyük Sır Üstadı (Magnum Opus) 2013 -2017 yılları arasında yazılmış olup, Türk Roman tarihinde hiç denenmemiş bir alanda, 25 yıllık araştırma, 1.500 kitaplık özel bir kütüphane, 10.000 sayfalık kadim bilgiler taraması ve 6 yıllık bireysel bir hazırlık döneminin kristalizasyon çabasıdır.

Carl Gustav Jung'un Analitik Psikolojisinin temel kavramları üzerine kurgulanmış tarih, bilim, din felsefesi kısaca hayata dair bir gizemler romanıdır.

​Magnum Opus, Büyük Sır Üstadı serisinin birinci kitabı olup Felsefi Simya'nın Nigredo safhası sembolizmiyle kurgulanmış  ve Temmuz 2017 de yayınlanmıştır. Büyük Sır Üstadı serisinin ikinci kitabı olacak olan Unus Mundus, Felsefi Simya'nın Albedo safhası sembolizmiyle kurgulanmış  ve hala hazırda yazım aşamasındadır. 2022 yılında yayınlanacaktır.

Karakterler

Sofia: Eğitiminin büyük kısmını babasının kütüphanesinde almış İstanbullu çok yetkin bir psikolog.
Gabriel: Sofia’nın üniversiteden arkadaşı ve Kuantum Fiziği’nin en ciddi araştırma projelerinden birinin başına getirilmiş Parisli bir fizikçi. Akademisyen.
Denis: Gabriel’in Sorbonne UPMC Üniversitesinde başında bulunduğu araştırma projesinin genel sekreteri.
Esliba Caspal: Gabriel’in öğrencisi. Kuantum Fiziği’nde genç bir dahi.
Frer Marius: Yaşlı olduğu kadar bilge bir baş danışman.
Frer Jean: Baş kütüphaneci, tarihçi, estet, bibliyofil gibi sıfatları taşıyan mütevazı bir hikâye anlatıcısı.
Lorenzo Valla: Frer Jean’ın yardımcısı ve tilmizi.
Frer Alfred: Sert mizacından ödün vermeyen bir keşiş.
Frer Olivier: Cinayete kurban giden bir keşiş.
R.G.: Farklı derinlikleri olan New Yorklu çok zengin bir finansman dâhisi.
Baruch: R.G.’nin yetenekli asistanı.
Efendi Djü-dschi: Çağların bilgisiyle donatılmış yüz yaşını geçkin Hint bir bilge.
Pandit: Efendi Djü-dschi’nin tilmizi.
Henry Goetellmann: Töton Şövalyelerinin eski merkezi Malbork kalesi müzesinin müdürlüğünü yapan bir eğitimci.
Coibhi Unani: Aynı zamanda mağara olan bir adada yıllardır inzivada yaşayan bir Kelt rahibi (Druid).
Kelenn: Coibhi Unani’nin tilmizi.
Heretica Pessima: Asıl adı Guiraude de Laurac olan Kathar inancının son büyük temsilcisi.
Belibasta: Heretica Pessima’nın çok yaşlı yardımcısı.
Mir Kemal Kamil: Neredeyse hiç konuşmayan Arınmışlık Kardeşleri’nin başında bir hüccet.
Üstat El-Mukaddasî: Arınmışlık Kardeşleri’nin baş üstadı.
Harun: Arınmışlık Kardeşleri üyesi bir ihtiyar.
Anokhi Sizigy: Gerçek olamayacak kadar garip yetenekleri olan tıfıl bir Hint çocuk.
Sukbaator: Moğol bir kara şaman olan Kam-Kul’un yeğeni. Gönüllü bir koruma görevlisi.
Büyük Sır Üstadı: O şimdilik sır.
137: Pek acayip bir sayı.

Yazardan

Hervé M. Abajoli bir zamanlar şöyle yazmıştır:

En nihayetinde ilk romanım vücut buldu. 20.10.2016 günü saat 21:11 de son noktayı koydum. Bundan sonra küçük teknik muameleler dışında hiç bir yerine bulaşmamak için çaba sarf edeceğim. Mayıs 2013 ortalarında başlamıştım, bu da bizi 4 yıl gibi bir süreye götürür. Yaklaşık beş altı ay mecburi hizmet arası verdiğimi düşünecek olursak fiili olarak 3,5 yıl romanla yatıp romanla kalktım demektir. Toplam 1048 sayfa yazdım ve bunun yarısından fazlasını budamayı becerebildim. En zorlu sınavlarımdan biridir. Sonuçta ilk romanım takriben 360 – 380 sayfadan mürekkep olacak. Sanırım bir sene kadar önce uzunluğun okunabilir olmaktan çok uzaklaştığını kavradığımda aklıma Ayn Rand kitaplarını neden okumadığım geldi ve kapaktaki Büyük Sır Üstadı başlığının altına (Magnum Opus – 1. Kitap) lafını ilave ettim. Böylece birinci cildin Nigredo, ikinci cildin Albedo ve üçüncü cildin Citrinitas/Rubedo safhalarını temsil ediyor olmasını istedim. Bu da üç kitaplık bir serinin birinci kitabını okuyacağınız anlamına gelir.

Daha önceki yayınlarda temel kavramlardan bahsetmiştim. Bunların içinden 3 tanesi birinci kitabın ana temasını oluşturan köprü ayaklarıdır. 2 tanesi ise bazı sebeplerden dolayı Büyük Sır Üstadı’na dahil olamadılar. Tüm yazım maceram boyunca attığım her adımda iç dünyamın desteğini aradım. 20 sayfalık muhteşem bir bölüm iç dünyam tarafından onaylanmadığından şu anda bilgisayarımın kuytu bir köşesinde tekrar yeşereceği zamanın gelmesini bekliyor. Son tahlilde içime sindi ve dün gece yaşadığım çok ilginç bir olay bu içime sinme duygusunun iç dünyam tarafından da onayladığını bana gösterdi.

​Nereden geldiği bilinmez bir cesaret ve küstahlıkla, yarattığım bu şeyin can bulup büyümesi ve başka ruhlara hitap edebilmeye başlaması ile aslında bir noktadan sonra onun beni hükümranlığı altına alacağını bilmek çok çetrefilli bir duygu çünkü yayınlandığında ben ona değil, artık o bana sahip olacak…

​Son noktayı koyduğum bu anlarda, hiç ölmeyeceğini zannettiğim Büyük Sır Üstad’larının en bilgesi olan Leonard Cohen’in Bird On a Wire şarkısında ne demeğe çalıştığını anlamaya daha yakınım…Sanırım…

Kitaptan Alıntılar

"İster inançlı biri olun, Tanrı, kader diye isimlendirin, ister bilimin akılcılığını kabul etmiş olun ve olasılık, şans, evrim diye nitelendirin, kör bir saatçi milyarlarca yıl önce en mükemmel işini çıkardığı hiç aksamayacak kusursuzlukta bir saat imal edip zembereğini kurup bırakmıştır. Bu başyapıt halen ağır ağır gevşeyerek boşalmaktadır."


"Bilmiyor muyum sanıyorsun? Ama bu kararı emin olmadan verir ve o mesajları çekersem zembereği geri alınamaz bir şekilde serbest bırakmış olacağım. Sen de biliyorsun ki bunu yaparsam binlerce yıl beklediğimiz ve tarihte ilk defa bu kadar yaklaştığımız, uğruna yüzbinlerin büyük çileler çekerek feda edildiği kadim büyük plan belki bir daha hayata geçirilemeyecek."


"Sofia, sıcak yorganın altında yüzünü sevdiği adamın boynuna gömerken, kendi isteklerinden bağımsız ilahi bir gücün haşmet, heyecan, huşu, cazibe, mest, tutku, yüceltme, mükemmellik gibi duyguların hepsini aynı anda harekete geçirebilmesine bir kere daha şaştı. Umut eden Eros, yerini yaşayan Eros’a bırakmıştı.  Şüphesiz, yaşayan bir Tanrı’nın eline düşmek, dehşetengiz bir şeydir çünkü sizi korkunun en yalın haliyle yüzleşmek zorunda bırakır. Kelimelerin anlatmaya kifayetsiz kaldığı bu deneyimin, ruhunu tamamen kuşatıp kavramasına ne yaparsa yapsın karşı koyamayacağını anladığında, o da mutlak bir teslimiyet duygusu içinde kendini ona bırakmıştı. Fanilerin elinden başka ne gelirdi ki?"

“Doğru soruyu sormadığın müddetçe alacağın cevapların hiçbir değeri yoktur.”

“Yaşam denen şeye düşmüş olmak, bizi derin bir belirsizliğin kurbanları yapmıştır.”